Bu Blogda Arayın

24 Haziran 2017 Cumartesi

şekerler gibi bayram - haziran 2017

Hayatım Kadıköy Çarşısı, Fenerbahçe, Çengelköy aksında geçiyor 😊 farkında olmadan küçücük bir ülkede yaşıyor pozisyonuna indirgedim galiba olayı, azıcıklık MUTLULUKMUŞ bunu keşfettim... umarım başka küçücük bir yerleşimde daha da ufaltırım hayatımı... niye mi yazdım?

Akşama doğru aklıma geldi yufka almayı unutmuşum, koştum Bahariye'ye... maaşımın da yarısını almamıştım; PTT.den, emekli maaşım o kadar çokki ATM tek seferde çekmeme izin veremiyor. Yufkacının önünden geçtim, çaktırmadan içeri baktım, yufka var, "e elime yük olmasın bari gidip maaşı çekeyim de dönüşte alırım" dedim, saat 16.30 felan... PTT.ye gittim paramı çektim, döndüm aynı yoldan ve girdim EVCE'ye... 6 tane yufka verir misin dedim, adam gülmeye başladı !?!?!

"Ah be ablacım demin geçerken alaydın ya, yufka bitti?!?!?!?"

haydaaaaaaaaaaaaaaaa
AYYYY KİM ALDI BENİM RIZKIMI dedim gülerek


bu arada şunu anladım, herkes birbirini farkında burada sokaklarda, bu çok hoşuma gitti
"dur ya bir sorayım getirteyim sana" demesin mi
""yok valla bir daha çıkamam hava çok sıcak, kısmet değilmiş"" diye uzadım
evin yolunu uzattıp, taaaaaaaaaaaaaaaaa aşağıdaki yufkacıya kadar gittim... giderken de manavın tezgahındaki çilekleri gördüm 1kg alıverdim, akşam akşam ne işlere kalkıyorum, kudurdum mu ne!!!

Yufkacıya geldim, içeri girdim (Birlik Yufka-Mantı)
"yufkan kaldı mı?" diye sordum haliyle, "var mı" demiyorum KALDI MI diyorum.


Adam güldü, az önce iptal olan bir sipariş vardı o yufkalar duruyor demesin mi!

hey Allahım yaaaaa, 6 tanesini ben aldım ve hemen eve dönüp çilekleri suya batırıp tahinli çörekleri hazırladım... arkadan reçel için çileklere döndüm, çilekler süzülürken çöreklere geri dönüp şekil verdim, hepsi bitti fırına attım... çileklerimi şekerleyip ocağa koydum.
(EŞ ZAMANLI MÜHENDİSLİK PATLATIYORUM)
o arada çay demledim... saat 18:20 de çörekler pişmişti, fotografları çekildi... çilekler ise son derece yavaş bir şekilde reçele dönüyor..

TATLI, ŞEKERLER GİBİ BAYRAMINIZ OLSUN... BU DA BAYRAM ÖYKÜMÜZ OLSUN


18 Mayıs 2017 Perşembe

Kazım Reis – 1944

Beşikdüzü Çeşmeönü Köyü sakinlerinden Kazım Reis’in (Kazım Deniz) karıştığı bir gülünç hikaye. Kazım Reis bir tekne kaptanıdır, sarma tütün (sigara) içer.

İkinci Dünya Savaşı yokluk yılları, tütün saracak kağıt bulunmamaktadır. Kazım Reis baktı tütünü içemiyor, evdeki Kuran-ı Kerim’in yapraklarını tek tek koparır ve tütünü sarar. Sigarasını yakar ama normal yanmaz alev alır, herkes görür.

Kazım Reis benim babaannem Hatice Sağlam’ın kardeşliğidir ve onu görür alev alev.
Kazım ne yapıyorsun yanıyorsun diye sorar babaannem

Cevap: Kuranın yapraklarına sardım tütünü yaktım Hatçe der

Babaannem: Yahu günah değil mi, delirdin mi, çarpılacaksın be adam deyince

Cevap: Bir şey olmaaaaaaaz Hatçe, ilim içiyorum ben ilim ! der.

Molla Efendi – 1943

Kaynak: babam Sebahattin Sağlam – 9-10 yaşında bizzat tanık olaya – GERÇEK HİKAYE

Raif Karadeniz, 1939-1943 yılları arasında CHP.den Trabzon milletvekilliği yapmış ve yine aynı dönemde 2 yıl İnhisarlar Bakanlığı görevinde de bulunmuş Beşikdüzü’lü  bir siyasetçi. İnhisarlar Bakanlığı şimdiki GÜMRÜK ve TEKEL BAKANLIĞI.

Bakanken Beşikdüzü’ne gelir. Çınaraltında halkla bir araya gelerek sohbet eder. Ayakkabı tamircisi MOLLA Efendi bakan beyi fevkalade sert eleştirir. 
İkinci Dünya Savaşı ve Yokluk yılları –  halkımız CHP.yi çiğ çiğ yiyecek kadar kinlenmiş vaziyette. Molla Efendi yerinden bile kalkmadan şunu sorar:

“Sizin inhisar vekili olarak bu ülkeye ne gibi faydanız olmuştur? 
....
Eminim benim kadar faydanız olmamıştır! Çünkü ben hergün bir küçük şişe rakı içiyorum ve senin bakanlık yaptığın kuruma para veriyorum, yararlı oluyorum, sen bugüne kadar buraya, bu Beşikdüzü’nün insanlarına ne yaptın? Ne katkın oldu?” der.

Raif Karadeniz’in suratı bulanır, ağzı burnu karışır ve kısa bir süre sonra çeker gider.


Molla Efendi: 30-40 köpeği olan, kazandığı parayla hayvanlarına bakan, komik, dürüst, herkesin sevdiği şeker bir insan, MOLLA esasen adamın lakabı, adı bilinmiyor.

19 Nisan 2017 Çarşamba

BülBül

1980'lerdeyiz
Yarımca'daki ikinci evimize, kendi evimize geçmişiz artık.
Denizin hemen kenarında değiliz ama denize kadar da önümüzde tek engel yok.
Karşımızda ışıl ışıl parıldayan Gölcük, Değirmendere, Halıdere sahilleri.

Evin balkonu kocaman, öğlenden sonra hiç güneş almıyor, 
Kuzeydoğuya bakan ucu püfür püfür esiyor, yazları bir cennet. 
Önümüzde bir dere var, dereden ötesi uçsuz bucaksız bir çayır
Çayır zeytin ve ceviz ağaçlarıyla kaplı, arada muşmula ve ayvalar var, az biraz da dutlar.
Zeytinler yaşlı ve bakımsız ancak terk edilmiş olsalar bile kendilerince ürün veriyorlar.

15 Nisan 2017 Cumartesi

İBB - 1989

26 Mart 1989
Yerel seçimler yapılıyor
İstanbul Belediye başkanı ANAP'lı Bedrettin DALAN.
İstanbul'u imara açan o ilk adamların ekibinden!
Yağma, talan politikasının efsane örgütü ANAPgiller tayfası
İşin komiği adam ergenekon balyoz sürecinde Atatürk.çülükten içeri girecekti bir de!

Çakma Atatürkçü olduğundan ABD.ye tüydü
Boğaziçine saplanan hançerler hep onun eseri,
Yıldız Parkı, Dolmabahçe Parkı, Maçka Vadisi betonlara boğduruldu.
(ANAP'ın yaptıklarının üzerine inşa edilmiştir bugünküler, oy veren eller sevilsin).
Halk, özellikle sosyal demokrat kesim deliriyordu
Merakla seçim bekleniyor ama hiç de umut yoktu. ANAP'ın elinden alınamazdı hiçbir kudret, erk.

9 Nisan 2017 Pazar

Tren Yolculuklarım

Yıl: 1987

Üniversitedeyim, üçüncü sınıftayım, ilk sömestr. Pazar günü gidiyorum(geliyorum) İstanbul’a, Cuma akşamı okul çıkışı trenle dönüyorum Yarımca’ya. Güç bela yetişiyoruz trene, Haydarpaşa’da rekorlara imza atarak yakaladığım trende mutlaka ayaktayız. Son dakika yetişmişsin oturman mümkün mü? Saat 17.50 gibi Maslak’tan çıktığın ve tek saniye dinlenemediğin yolculukla GAR’a varmışsın ve trende de ayaktasın.

Tren cehennem gibi sıcak, kaloriferleri cayır cayır yanıyor, havasızlık inanılmaz, sanki MARS yüzeyindesin o kadar ağır metaller var ortamda. Fotosenteze geçmek istiyorsun ama henüz evrimleşmemişsin, geridesin.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Trabzonlu Komiser

Bu aslında "YARIMCA anısı değil ama" yazımın sonundaki karakol ve komiserle ilgili bir devam yazısıdır.

Sultanahmet Meydanında çantayı kaptırmayıp, kapkaççıyı da yakalattıktan sonra sanıyoruz ki iş orada bitti. Meydandaki asayiş grubu kimlik falan sorguladıktan sonra bizi karakola davet etti, ifade verecekmişiz. Yahu “yemeğe yetişeceğiz, ben şikayetçi değilim” diyorum adamlar anlamıyor. Bu arada kapkaççı da Romen’miş, daha AB.ye girmemişti bu hırsızlar, buralarda bizi soyuyorlardı.